Menekşelendi sular...

12 Ekim 2008 Pazar

Hani bazı insanlar vardır,mesleklerinde zirveyi yakalamış...
İşte dün onlardan birisini ziyaret ettim.
Uzun zamandır görmediğim bir dostun sayesinde bir acı kahve tadıyla harmanladık sohbetimizi.
İhmal ettiklerimiz,unuttuklarımız,aslında unutmayıpta ertelediklerimiz vardır ya bir selamla isimleri aklınızda şimşek gibi çakar.
İşte öyle bir dost...
Klasik Türk müziğinin büyük virtüözlerinden birisi,bir bestekar...
Kelimelerle gayet nazik oynayan ama notalarla tüm sözleri bir anda kesiveren büyük bir üstad...
Ben ne kadar vefasızmışım,onu tekrar görünce anladım.Geçmişimin her saniyesini bile hatırladığımı zannederek kendi kendime övünen ben ne kadar büyük bir vefasızmışım.
Ne kadar sitem etseniz az ztadım diyerek sanatkar ellerinden öptüm.Tamburun tellerini dile getiren eller saçlarımı okşadı;Ne kelime evladım estağfurullah dedi.Ben üstadın bu sözleriyle vefasızlığın mahcubiyetini bir parça üzerimden atarak halini hatırını sordum.
İhtiyarlığın olağan şikayetleri dışında iyi olduğunu duyarak teselli oldum.
Bir zamanların anılarını hapsettiği fotoğraflar masasında dağınık ve tamburu bir arkadaşı gibi yine yanında neşe ile gülümsüyordu.
Üstadla geçirilen birkaç saat ve bu arada duyduğum eşsiz meldoilerin sarhoşluğu
içerisinde evinden çıktım.
Sokakta yürüken farkettimki sarhoştum.Ustaca icra edilen müzik ve notaların melankolisi içerisinde ellerim cebimde yürüyordum.Bir devrin önemli virtüözü benim
için, kendisini ziyaretime karşılık olmak üzere bir müzik ziyafeti kram etmişti.bu ne büyük
onurdu.Vefasızlığıma kızıp keşke bu kadar ihmal etmeseydim bu ziyareti dedim.Evet dostlar çağ değişiyor.Müzik değişiyor,çeşitleniyor.Elektronik müzik rengi içerisinde
basit nakarat tekrarlarıyla oluşturulan hangi eser bize eskinin bu yüce tadlarını verebilir.
bugün ismi 'sanatçı' olarak anılan kişilerden kaç tanesi elli sene sonra ayn ı saygınlık
içerisinde vakur müziğe devam edebilecek?Sadece müzik mi? gittikçe dijitalleşen dünyada eskinin bu belki unutulmaya yüz tutan ama zevk ve ustalığın kolkola dolaştığı nice eserleri gözümüzün önünde erirken insanlığımızdan ne kadar bahsedebiliriz.Bütün bu düşünceler içerisinde yürürken yaşadığım hissi tanımlamaya çalışıyordum.Bu düşünce bana bir başka ziyaretimi hatırlattı.Birkaç yıl önce Evliya Çelebinin 'maneviyatlı bir şehir' olarak zikrettiği Bursa'ya bir ziyarette bulunmuştum.bu birbirinden güzel tarihi eserlerle taçlanmış kenti yeninin işgali altında nefessiz gördüğümü hatırlarım.Halbuki ben çok başka bir Bursa hayal etmiştim.Çok katlı binalarıyla övünen insanların yerine yeşil bursanın suyu kadar mütevazi insanlarını aradı gözlerim.İstanbul,Ankara,İzmir gibi büyük kentlerde birebir örneklerini görebileceğimiz süpermarketler ve Uludağa kafa tutan bir küstahlıkla başlarını kaldıran çok katlı binalar yoktu hayalimde.Eskinin ahşap evleri,şırıl şırıl çeşmeler,meyve kokularıyla dolu bir ova ve tarihin olanca ağırlığı merhaba demeliydi bana ama demedi...Tophane olarak anılan suriçi bölgesi bir parça gönlümü ferahlattı.
Çınar arıyordum,imparatorluğun doğduğu kentte imparatorluğun sembolü Çınar ağaçlarını görmeliydim. İhtiyar bir Çınar ağacı gölgesinde ettiğim sabah kahvaltısı gönlümü tatmin etmiyordu.Tarihi olmasına tarihiydi,yüceliğinede laf yok.
Ama ben doğan her çocuk için bir ağaç diken insanların kentinde daha sokak arası bir ağaç görmeliydim.Birgün kayboldum sokaklarında tarihi liseler ve eski evlerle dolu bir sokakta bir eski zaman fırınından tadı bugün bile damağımda olan üzümlü kurupastalar aldım.Dik bir yokuşun sonunda kentin dağla buluştuğu noktada bir cami yanı kıraathanesinde namaz vakti bekleyen ihtiyar insanlarla paylaştım.Sohbet ettim,eskiyi dinledim.
Meşhur bursa suyu pınarbaşı suyunu içmek istediğimi söyledim.Bir çoğu bu sudan habersizdi. Bana bir yol tarif ettiler.Yürüdüm,sokaklar geçtim.Tarif beni sonunda bir büyük mezarlık içine getirdi.Biraz ilerisinde Pınarbaşı parkı olarak anılan bir yere vardım.Büyük ağaçlar vardı,altında bir çaybahçesi.Burada oturdum,çay içtim.pınarbaşı şehitliğinin hemen altına rastgelen bu yer bana bir parça huzur verdi. Hızla betonlaşan bu kentte yaşadığım hayakırıklığını bir nebzede olsa üzerimden atmıştım.Yinede o suyu bulamadım ve içemedim.O gün peşpeşe içtiğim demli çayların ardından 'kendine yabancılaşan bir kent ve kentine yabancılaşan insanları' arkamda bırakarak düşüncelere dalmış bir şekilde evime dönmüştüm.Şimdi büyük virtüözün evinden çıkarken duyduğum his o gün yaşadığım hisle aynıydı.
O gün Bursayı ve insanları acımasızca yargılayan ben bilmeden kendimi yargılıyormuşum meğer...

P.S.
Blogumu edirneden takip eden dostlar,birbaşka yazımda sizden bahsedeceğim:)Selam olsun hepinize

2 yorum:

Berrin dedi ki...

bursayı cok severım, uludagı daha cok:) bursa uludag yolu ustundekı tarıhı cınar agacıysa bahsettıgnız bende onun altında kahve ıcmıstım..
cok guzel yazmıssınız gezmıs gıbı oldum tekrardan..

not: bırden arka arkaya epey yazı yazmıssınız sasırdım. lısteme eklıycem sımdı sızı taze taze yazılarınızdan haberdar olmak ıcın..
svg/syg

Keyifliadam dedi ki...

evet sanırım aynı çınardan bahsediyoruz.Bursa sevilesi bir kentmiş.Doğru zamanda orada olabilsem yaşamak isterdim doğrusu.
Daha pekçok yerini gezdim Bursa'nın
başka yazılarımda bahsedeceğim.Güzel dileklerinize teşekkür ederim..