Menekşelendi sular...

15 Ocak 2009 Perşembe

Şarkı oluyorum

Yaklaşık bir aydır bu esere takıldım. Sürekli dinliyorum, müziğin içinde kayboluyorum.
Bazen bir kimsesizliğe ait hissediyorum kendimi güneşin batma vakti.
Gecenin koynunda bir gölge oluyorum kimsenin farkında olmadığı...
Sürekli dinliyorum, bir dikensiz gül özleminde geçen yılların nasıl da boşa geçtiğinin düşünürken, 'boş ver be' diyorum ne böyle seven gönül ne ondan güzeli var.. İçli bir özleyişle yanıyorum. inanıyorum.
Kaderime boyanıyorum.
Gittikçe bu şarkı oluyorum.....

Menekşelendi sular, sular menekşelendi
Esmer yüzlü akşamı dinledim yine sensiz
Leylâk pırıltılarla bahçeler gölgelendi
İnledi yine bülbül, olmazmış gül dikensiz

Dikensiz gül olmazmış, çilesiz bülbül, Ayşe
Her kuş bülbül olmazmış, her çiçek de gül, Ayşe

Ne bülbül gülü sevdi seni sevdiğim kadar
Ne böyle seven gönül, ne de senden güzeli var
İçli bir özleyişle bırak beni yanayım
Gözlerinde gördüğüm rüyama inanayım

Makam: Nihâvend
Usûl: Sofyan
Beste: Sâdeddin Kaynak
Güfte: Vecdi Bingöl

17 Aralık 2008 Çarşamba

Mektup -1

Çok bir şey istememiştim hayattan,hatta bir çok isteğimden de vazgeçmiştim.
O ovayla dağın kesiştiği noktada bir ev,belki küçük şirin bir derenin kıyısında.
Ahşap bir evin gıcırtılı merdivenlerinden tırmanmak üst kata,pencere önünde kah dere sesi ,kah kuş cıvıltıları içinde akşamsütleri çayı içmek ne güzel olurdu.
Belki sabah kahvaltılarında taze ekmek kokusuna eşlik ederdi bahçedeki güllerin kokusu.
Bir dere sesinin şırıltısına dalıp gece boyu,düşlerime dalardım.
Sabah ezanının o eşsiz makamı ovaya yayılırken yatakta doğrulmak -tıpkı küçüklüğümde yaptığım gibi- içten bir dudak kıpırtısıyla Aziz allah,şefaat ya resulullah duasını mırıldanmak.
Ah o çocukluğumuzun masum günleri, giderlerken gidişlerine pek üzülmemiştik.
Hatta gururla büyüdüğümüzü zannetmiştik,ne bilirdik zaman geçtikçe çocuklaşacağımızı.
Dönüp hayata bakıyorumda ne farkımız var şımarık çocuklardan,sürekli talep ediyoruz.
İsteklerimizden uzaklaştıkça mızmızlaşıyor,arzularımıza ulaştıkça keyifleniyoruz.
Daha büyük bir ev,daha yeni bir araba-hatta birde spor araba-,illaki bir yazlık.
Pahalı elbiseler,mücevherler çocukluğumuzdaki şekerlemelrin yerini alıverdi.
Bir akide şekerinin sevinciyle tatmin olurken ruhumuz,şimdi milyonlarca akide şekeri alacak güce eriştiğimizde bile sükun bulmuyor.Sürekli istiyoruz,hiç vermiyoruz...
Lüks evlerde oturabilelim diye canım ormanları kesenler biz değilmiyiz?
Otomobillerimiz su ilemi çalışıyor? Ya havaya bıraktığımız zehirli gazlar?
Sabah traş olurken,diş fırçalarken kentin lağımlarına bıraktığımız temiz su?
O temiz su ki bizler içmeye bile layık görmeden boşuna harcıyorken yeniden temzilenip doğaya dönmesi için ne süreçlerden geçiyor.
Doymuyoruz.
Doymuyoruz!
Doymuyoruz...
Ben bir akide şekeri ile ruhumu avutmaya hazırım.
Eski bir evin yıllarla ve anılarla dolu odalarında ömrümü tamamlamak istiyorum.
Evimde elektrik bile istemiyorum,bıktım televizyonların gürültüsünden.
Belki bir udun dertli göğsünde mızrabımı dinlendiriken unuturum bütün o gürültüyü.
Diyeceksinizki; e hadi yapsana!Madem özlüyorsun kavuşsana öyle bir hayata.
Haklısınız,sonunda yapacağım böyle birşey ama şimdilik imkansız.Çelik kelepçelerle bağlamış hayat bizi şimdiki zamana.Dünün temiz,duru güzelliğine koşmamıza izin vermiyor.
Ama birgün o kelepçelerden kurtulduğunda,gözlerim bilgisayarın donuk ekranı yerine ova üzerinde uçan kuşlara takılacak ve bu yazımı hatırlayacağım.Hiç belli olmaz bir sayfa mektupla anlatırım tüm yaşadıklarımı dostlarıma.
Üzerine posta pulu yapıştırılmış ve elyazısıyla yazılmış bir mektupla..
Sahi en son ne zaman mektup yazmıştık biz?

29 Kasım 2008 Cumartesi

Albüm hazırlığı

Uzun bir süre gibi geldi sizlerle beraber olmadığım yazılarımı paylaşamadığım zaman.
En sonbloguma yazdığımda çok kızgındım.
İnsanlara,vefasızlıklarına alıştım ama kalleşliklerine alışamadım bir türlü...
Sonunda kızdım,öfkelendim ama sakinleştim.
Şimdi yeni bir heyecan beni bekliyor.
Bir şiir albümü hazırlamak üzere çalışmalara başladım.
Tamamen kendi şiirlerim ve onların özgün bestelerinden oluşacak bir şiir albümü...
Ne kadar heyecanlıyım bilemezsiniz.
Hazırlık aşamasında seslendireceğim şiirleri belirleyeceğim
Sonrasında şiirlerin müziklendirilmesi ve aranjmanının yapılması süreci olacak
Ve stüdyoya girip seslendireceğim.
Çok heyecanlıyım
Satış rakamlarının alabora olduğu kimselerin albüm çıkaramaya cesarete edemediği bugünlerde bunu yapıyor olmak büyük risk ama bunu göze alıyorum.
Üstelik müzik sektörünü yeni bir pazarlama yöntemiyle tanıştırıyor olacağım albüm bittiğinde.
Çok heyecanlıyım çok
Gelecek günler güzelliklere gebe sanırım

17 Kasım 2008 Pazartesi

Bazen ne çok kızıyorum insanlara...
Saldırıyorlar düşüncesizce ve kahpece,sonunda gelip onları bulduğunda kötülükleri çaresizce af diliyorlar.
Kızıyorum hemde çok.
Affedici olmakmı gerekli yoksa cezalandırıcımı?
Bir büyük bilinmez...
Kızdığım zaman ama çok kızdığım zaman 1 hafta kadar sözkonusu konuyu düşünmemeye çalışıyorum elimden geldiğince.
Öfkem biraz kül tutmaya başlayınca veriyorum tepkimi.
Bazen affedici bazen cezalandırıcı..
Çok kızıyorum çok
Halbuki bir parça düşünerek yürüseler yollarında dünya ne güzel olacak....

2 Kasım 2008 Pazar

Aşk nedir?

Bu gece toprak yolları usul usul yağan yağmurla ıslanmış,
bir anadolu kasabasında olmak istiyorum.
Pencereleri aralayıp odanın içine dolan toprak kokusunu
sindire sindire teneffüs etmek sarhoşluk verebilir bana.
Uzaklarda bir dağın gri yüzü merhaba derken geceye
tambur serenad etmeli ruhundaki hüzünle sevgilisine...

Cyrano Bergérac'ın ki kadar içten mısralar dökülmeli dudaklarımdan,
onun fedakar,üzüntülü,umutsuz ama coşkulu sevdasını yaşamak,
büyük talihsizlik olurdu belki ama acı bir başka yakışıyor aşka...
Kavuşmalardan uzak yaşanan telaşlı sevdalar,
el çabukluğuyla büyütülen sevgilerin yanında çok daha güzel gözümde...
Düşünüyorumda yaşadıklarımı ben de az değilmişim hani,
nice gönlü kendime mesken eylemişimde geçici bir süre,
bir tek kişiyi hiç ama hiç gönlümden çıkaramamışım.

Bunu kimbilir kaçıncı defa idrak ediyorum bu gece.
Toprak yolları ıslatan yağmurun hayali
ve senin hayalin ikinizide öyle özlüyorum ki bu gece.
Heyhat ikinizde bana uzaksınız.Her ikinizede kavuşma ümidim yok bu gece.
Hayatın rüzgarı beni bugün buralara esir etti.
Seni ise aldı benden uzaklara götürdü.

Hani diyorum bazen önünde dursaydım bu rüzgarın
savrulmasaydım öyle serseri bir yaprak gibi.
Tutsaydım birgün ellerinden,baksaydım gözlerine,susmasaydım
fısıldasaydım kalbimin acemi mısralarını kulaklarına,benim olurmuydun?
Ne heyecan!
Seninle gözgöze gelebilmek,belki bir merhabanı duyabilmek için ne çok gezerdim yollarında.
Sen beni bilirdinde kalbimi bilmezdin.
Dudaklarında savrulan her kelime kalbimde kutsal bir yazı olurdu,
hatırlandıkça heyecan ve huzur bahşeden.
Bir defa elin elimi buldu,tokalaştık.
O sıcaklık o samimiyet hepsi kalbime aktı.
Söyleyemedim
Korktum
Seni incitmekten
Bir ihtimal bir daha görememekten
Yada kalbini başkasına sunduğunu görmekten.
Sebeb muhtelif,sonuç ortada

Korktum!!!

Ey kalbimdeki sarayın tek sahibesi;
Ey gönül ikliminin en sıcak güneşi
Ey soğuk gecelerde ruhumu ısıtan hayal
Ey şimdi rüyalarda vuslatını kovaladığım Leyla
Mecnunun oldum bilmem beni duyabilirmisin?
Ben şimdi rüzgarlara savrulan o eski aşık değilim
Bir zaman yakınında olmak mutluluğuyla şiirler yazıyorum
Binlerce felaketle dolu ömrümün enkazında ayakizlerini arıyorum
Ve ben sana buradan yine korkakça sesleniyorum

Seni seviyorum

29 Ekim 2008 Çarşamba

Sonbahar biterken,yeniden başlamak için çok mu geçtir dersiniz?
Bütün tabiat yavaş yavaş elbisesini değiştirip,daha koyu tonları tercih ederken;
renklenmek,neşelenmek için bir sebeb bulabilirmi insan?
Bulur elbette,kocaman bir tebessümle 'günaydın' diyerek selamlarken yeni doğan günü,bir sebeb bulmak mümkündür yeniden başlamak için...
Sabahları huzursuz uyanıyorum,bedenim bir külçe gibi hareketsiz kalıyor yatağımda.
Birazdan yetişilecek birşeyler yokki!
Birkaç saat daha uyusam kaçıracağım birşeyler yok.
Bir bardak kahve,yüzüme çarpan soğuk su ve kapı önünde gazeteler uyanınca beni günaydınlarla selamlayan dostlarım oluveriyor.
Yazık hiçbirisinin yüzü gülmüyor.
Bazen düşünüyorum,evli olsam hatta çocuk sahibi olsam yani baba olsam.
Hadi canım diyorum hemen başımdan atıyorum bu fikri.
Bağlantılı bir hayat yaşamak zor geliyor bana.
Evleneceğimde ne olacak!başka başka telaşlar yakalayacak yakamı...
En azından kırk yaşıma dek böyle devam etmeli hayata.
Erteleye erteleye biriktirdiğim işlerim var,yapacak çok şeyim var hiçbirşey yapmadan beklerken bile.Acaba hepsini aynı anda yapabilirmi bir insan?
Yani hem baba,hem eş hemde ideallerinin peşinde bir adam...
Bana bohem demişti bir keresinde giderken sevgilim,yani temelli giderken...
Ben bohemmiyim?Bilmiyorum...
Mutfaktan mis gibi kahve kokusu yükseliyor.
Hem daha yapacak çok işim var,gazeteleri okumalı,öğleden sonra yürüyüşe çıkmalıyım.
Sokaklar insanlarla dolacak birazdan acele etmeliyim..

21 Ekim 2008 Salı

KİM BU KADIN

Bir gece uyandığımda yanımda yatan bedene baktım.
Uykusunun derin bir noktasında kimbilir neler görerek rüyasında gülümsüyordu.
Sekiz ay öncesine kadar tanımadığım,hatta hiç görmediğim bu kadın kimdi?

Şimdi evimin bu en mahrem köşesinde bütün sıcaklığıyla benim yanımda ne arıyordu?
Bu soruları kendime ve yanımdaki bu kadına yabancılaşmamın tezahürü olarak görenler olabilir.Ama ben buyum işte,bazen cevabını bildiğim veya bildiğimi sandığım soruları sormayı çok severim.Bir anda soyutlanıp gerçeklikten,üçüncü bir kişinin gözleriyle görür hayatımı ve acımadan sorgularım.
Sekiz ay önce bir öğleden sonra,güneş günlük mesaisini bitirmiş gecenin koynundaki evine doğru yavaş yavaş yürürken tanımıştım onu.
Kibar merhaba,sıcacık bir gülümseme ve başdöndüren bir rüzgar ile tanıttı kendini bana.
Başdöndüren bir rüzgar...
Heyecan,mutluluk hali,sakarlık ne varsa işte normalde üzerimde olmayan,hepsi birden bu rüzgarla beraber serpildi bedenimin dört köşesine.
Bir insanla konuşurken dizleri titrermi bir insanın?Benim titredi.
Kalbiniz yerine sığmaz bir halde zıplarmı olduğu yerde?Benim zıpladı..
Hem gözlerine bakacak kadar yakınında olup hem gözlerine bakamamak,söyleyecek çok şeyi olup üçbeş kırık cümleden ötesine gücü yetmemek ve daha bir çok şey...
Sekiz ay önce bir öğleden sonranın akşama yakın saatleriydi,onu evine bıraktım.Gülümsedi,kapı kapandı..

Uykum yoktu düşünmeye devam edecektim.Sessizliğimi koruyarak ve hareketlerimi hassasbir iş yapıyormuşçasına kısıtlayarak yataktan çıktım.Evet hassas bir iş yapıyordum.Yatağım üzerinde dünyanın en kıymetli varlığı istirahat ediyordu.Onu rahatsız etmek en son istediğim şeydi.Mutfağa gittim,su kaynatmalı bir kahve içmeliydim.Şunun şurasında güneşin kente günaydın demesine bir saat kadar kalmıştı.
'Düşünmek için günün en güzel saatleri sabahın erken saatleridir,o yüzden gece uykunu eksiltmektense sabah erken kalkıp çalışmayı tercih etmelisin' demişti babam.Ortaokulun mini mini günleri geride kalmıştı.O günlerin heyecanları tutkuları hedefleri çok başka idi.Şimdi o günlerden bana sadece nasihatler kalmıştı.Bazısını hayat boyu baştacı ettiğim,bazısını görmezden geldiğim nasihatler.O nasihatleri dinleseydim.Çoktan evlenmiş,çoluk çocuğa karışmış masa başında göbek büyüten bir adam oluverirdim.Belkide mühendis olurdum,bir inşaat mühendisi;şantiye şantiye dolaşan.Kimbilir disiplinimi borçlu olduğum okulum beni subay olma yoluna iterdi,gecesi gündüzü heyecan ve şevkle dolu bir çalışma adamı olabilirdim.Olmadım.
Yükseköğrenimimi bitirdiğim gün bütün arkadaşlarım sevinçle gelecek güzel günlerin rüyasını gündüz vakti görmeye çalışırken,ben ne yaptım;gittim denizkıyısında bir sigara yaktım.Düşünmeye başladım.
Ne olacaktı böyle?
Büyümüşmüydüm?O eskiden 'abiler amcalar' olarak görüp bir gün onlar gibi olmak umuduyla hergün heveslendiğimiz o 'abiler amcalar' grubunamı dahil oluyordum?
Büyümek güzeldi güzel olmasına ama birşeyleri öldürüyordu insanda...Ben büyümek istemiyordum.hayallerim ölmemeliydi.Arabamın modelini yenilemekten başka tutkularım olmalıydı.Statü sahibi saygın insanlar arasında sivrilebilmek için türlü entrika türlü canbazlık benim işim olmamalıydı.Hokkabaz olmalıydım ama canbaz asla.Ve o gün bir yol çizdim kendime.Gün geldi kötüydü herşey,gün geldi benden büyük yoktu en küçük halimle.Bir yol tutturmuş gidiyordum işte.Düzensiz gibi görünsede kendine göre bir düzeni olan bir hayatın içinde. Çalışıyor,kazanıyor gönlümce yaşıyordum.Kurallarını kendim koyduğum bir hayatı yaşıyordum.Özgürdüm...

İşte o gün öğleden sonra gördüğüm o kadın,şimdi beş on adım mesafemde bir yatağın üzerinde uyuyan o kadın tüm bu hayatı eline geçirmişti.Onun varlığıyla siyah beyaz bir tv gibi donuk hayatım renkli tv gibi farklı olmuştu.
(ne demek istediğimi seksenli yıllarda çocuk olanlar iyi anlamışlardır.)
Bir fark yaratmıştı hayatımda.
Sabahları ondan önce kalkıyor o uyandığında çay demleniyor oluyordu. Gazete bayiine gidiyor sevdiği gazeteleri alıyor,evi taze ekmek kokusu dolsdursun diye fırına kadar yürüyordum.Ve bütün bunlara mecbur olmamama rağmen yapıyordum.Yapmak içinde müthiş bir arzu duyuyordum.Kimdi bu kadın? tüm hayatımı ele geçiren beni adeta gönüllü kölesi yapan bu kadın kimdi?İsmen cismen biliyordum ama kim olduğunu söyleyemiyordum.
Kimdi bu kadın?