2012 de dünyanın sonu gelecekmiş.miş miş.
Marduk görünecek diyorlar.
Sümerler 2012 demiş.miş miş.
Maya takvimide 2012 yi işaret etmekteymiş.miş miş.
Dahada ileri giden bazı kahinler gün ay saat vermiş.miş miş.
Ne kadar garipiz değilmi?
Bütün dünyanın hatta tüm alemin batış tarihi üzerine yapılan haberler ve spekülasyonlar ilgimizi hemende çekiveriyor. Birden kulak kesiliyor haberleri yorumluyoruz.Ya gülüp geçiyoruz yada ciddiye alıyor düşünüyoruz.Kendimizi sonsuz zannediyor,kıyametin kopmasından endişe ediyoruz.
Halbuki sonluyuz biz.
Doğduk,büyüdük,yaşıyoruz ve öleceğiz...
Ne kadar iyi yaşadık,nasıl yaşadık.Bu hayat denilen zaman süresince iyilik ve doğruluk adına
neler yaptık.Gerçekleştirmeyi bir yana bırakalım iyilik ve doğruluk adına nasıl niyetlerimiz var.Çocuklarımıza doğru ol dürüst ol derken biz ne kadar doğruyuz ne kadar dürüst bir hayatımız var.
Başarılar ve başarısızlıkların çetelesinin tutulduğu bir ömür tahtasına mı sahibiz yoksa
iyili ve doğruluk adına yürünen bir yol mu bizimkisi?
En son ne zaman yalan söylediniz?
Gerçekleştiremeyeceğinizi bile bile en son ne vaadettiniz sizi sevenlere?
Yalan bulaşmayan kaç cümle kurdunuz bugün?
Ne kadar gerçeksiniz?Yoksa bir yalanmı yaşadınız kimseye hatta kendinize bile farkettirmeden?
Bahanelere sığınmadan gerekçelerle perdelemeden bu sorulara ne kadar hızlı ve gerçek
cevaplar verebildiniz.
Herşey yalan olsa da belki dürüstsünüzdür.En azından kendinize karşı...
Hayat aslında ne kadar güzelmiş miş miş miş...
Menekşelendi sular...
24 Eylül 2008 Çarşamba
22 Eylül 2008 Pazartesi
Keşke

Sabah uyansam,traşımı olsam.Kahvaltıdan sonra ellerim cebimde, bütün kent gri bir koşturmaca içindeyken, ben inadına bir çınaraltı sakinliğinde çayımı içsem, gazete okusam.
Hiçbirşey umurumda olmasa.Ne faturalar ne kalp ağrıları nede hayatın ufak telaşları.
Bir çınar yaprağı düşerken yere bende kalksam masadan kuru bir çınar yaprağı hüznünü kalbime alıp,ellerim cebimde ıslıkla bir şarkı çalsam.
Keşke bir sabah bunu yapabilsem.Ama biliyorumki olmayacak.Hayatın o müthiş dişilileri dönmeye devam ederken vakit yok küçük zaman hovardalıklarına...
Yine her sabah uyanacağız,yine trafiğe karışacağız.Kahvaltı mı oda ne? Yoldan alınan bir iki poaça, şanslıysak sıcak bir simit.Telaş içinde bütün gün yere düşmemek için koştururken bileceğizki; bir çınaraltı kahvehanesinde bir çınar yaprağı yere düşecek ve yere düştüğü için hiç gocunmayacak.Belki biraz hüzünlenecek aklında baharın ve yazın masmavi gökyüzü günleri,toprak olana dek savrulacak savrulacak gidecek....
18 Eylül 2008 Perşembe
HATIRLANMAK
İnsan bazen eskiyi özlüyor.Ve zaman büyük bir hızla ilerlerken herşey unutuluyor.Bütün unutulmuşluklar arasında hatırlanmak hayatın en güzel rengi olsa gerek.Uzun zaman olmuştu.Ne bir mikrofondan sesim duyuluyor nede sevenlerimle görüşemiyordum.
Geçtğimiz hafta mail kutuma güzel sözlerle dolu bir mesaj düşüverdi.sevenlerimle bir gece ve şiir sohbeti dileğiydi bu.2 senedir uzak olduğum sıcacık yürekli insanlarla hasret gidermek için sunulan bu daveti reddedemezdim.
2 sene önce kalbi kırık,mutsuz bir şair olarak mikrofona veda etmiştim.
Ve hatırlanmak ne kadar güzel bir histi şimdi...
Dost bir mekanda beraberce yenen leziz bir iftar yemeği ardından kahvelerimizi yudumlarken o pırıl pırıl yürekli insanlarla şiir konuştuk,şiir okuduk. Özelikle iki dostun sesinden bana ait mısraları duymak çok hoşuma gitti. Güzel tebessümlü kadın Aylin hanım ve eşi Orhan bey geceye renk kattılar.
Bir daha böyle bir gece olurmu,olursa iştirak edermiyim bilmiyorum.
O gece sohbet kısmında başarı nedir konusunu tartıştık.Sağolsun bazı dostlar beni başarılı bir şair ve şiir yorumcusu ilan ettiler.Bu güzel iltifatın abartılı bir iltifat olduğunun farkında olarak bir başarı tarifi yaptım.
Sizler katılacakmısınız bilmiyorum ve yorumlarınızı bekliyorum.
--Ben başarılı bir şair değilim.sadece bir şairim ve yazdıklarım bir dönem beğenildi.Zevkle okunduğu ve dinlenildiğini zannederim.bundan 40-50 yıl sonra bir ilköğretim kitabında bir şiirim yayınlanır ve o zamanın öğretmeni sınıfa döner ve şair burada ne demek istemiş diye sorarsa;İşte o gün ben başarılı bir şair olurum...
Geçtğimiz hafta mail kutuma güzel sözlerle dolu bir mesaj düşüverdi.sevenlerimle bir gece ve şiir sohbeti dileğiydi bu.2 senedir uzak olduğum sıcacık yürekli insanlarla hasret gidermek için sunulan bu daveti reddedemezdim.
2 sene önce kalbi kırık,mutsuz bir şair olarak mikrofona veda etmiştim.
Ve hatırlanmak ne kadar güzel bir histi şimdi...
Dost bir mekanda beraberce yenen leziz bir iftar yemeği ardından kahvelerimizi yudumlarken o pırıl pırıl yürekli insanlarla şiir konuştuk,şiir okuduk. Özelikle iki dostun sesinden bana ait mısraları duymak çok hoşuma gitti. Güzel tebessümlü kadın Aylin hanım ve eşi Orhan bey geceye renk kattılar.
Bir daha böyle bir gece olurmu,olursa iştirak edermiyim bilmiyorum.
O gece sohbet kısmında başarı nedir konusunu tartıştık.Sağolsun bazı dostlar beni başarılı bir şair ve şiir yorumcusu ilan ettiler.Bu güzel iltifatın abartılı bir iltifat olduğunun farkında olarak bir başarı tarifi yaptım.
Sizler katılacakmısınız bilmiyorum ve yorumlarınızı bekliyorum.
--Ben başarılı bir şair değilim.sadece bir şairim ve yazdıklarım bir dönem beğenildi.Zevkle okunduğu ve dinlenildiğini zannederim.bundan 40-50 yıl sonra bir ilköğretim kitabında bir şiirim yayınlanır ve o zamanın öğretmeni sınıfa döner ve şair burada ne demek istemiş diye sorarsa;İşte o gün ben başarılı bir şair olurum...
5 Eylül 2008 Cuma
Senden önce senden sonra
Bu çığlık çığlığa dalgalar
Ve hüzünlü güzel martılar
Rüzgara çarpıp çarpıp
Gelip doluyorlar kalbime
Kimbilir kaç saat olmuştu bilmiyorum.
Arabanın içinde bir deniz manzarasına çakılı gözlerim ve kulağımda aynı melodi;
Senden önce senden sonra...
Kim ne derse desin bu hüznü tek başıma karşılayamazdım.
İyi ki varsın be Teoman iyiki varsın ve bu şarkıları yazmışsın.
Gri bir gökyüzü,bol köpüklü dalgalar ve elbette martılar...
İnsan birşeyle çok zaman geçirmeden bilemiyor onun ne olduğunu.
Misal arabam!
Hergün en az 4 defa bindiğim bu araba bu güne dek bana hiç bunları anlatmamıştı.
Meğer ne kadarda sen kokuyormuş bu araba.
Torpidoda güneş gözlüğün,yanında ıslak mendil,bir şişe tonik,kapının yanındaki gözde sevdiğin bir dergi.
Beraber geçirilen onca zamanın ardından bunlar yadigar kalmış.
Mekanlar ve insanlar ölümlü zamansa ölümsüz demiştin bir keresinde.
Ben tam bir güneş batışını resimliyordum.Makineyi bıraktım bir yana gözlerine baktım.
Sahi bu sevimli kız,bu muhteşem tebessüm ve gün batımında bu enfes manzara sahiden
ölümlümü diye geçirdim aklımdan.Güneş kimbilir kaç kez doğmuştu ve yine kaç kez batmıştı.
Hİç düşünmemiştim?
Biliyordum güneş hergün doğacak ve batacaktı!İdrak ediyordum ilk defa!
O an bir daha olmayacaktı.Güneşin üstüne doğduğu deniz yarın aynı deniz olmayacaktı!
Yarın bu manzarayı aynen kurgulasam bile ben aynı ben olmayacaktım.
Ve sen aynı şeyleri söylesen bile aynı sen olmayacaktın!
Zaman hep yeni şeyler öğretecek ve bizler zamanın içinde yürüdükçe her an bir başka
kişi olacaktık.
Yanyana bile olsak başkası olacaktık!
İşte belki bu yüzden fotoğrafı bıraktım.Artık hiç fotoğraf çekmiyorum.
Mademki değişecek herşey neden değişmez bir fotoğraf karesine saklamalı herşeyi.
Herşey değişiyor;insanlar mekanlar aşklar özlemekler herşey!
Herşey başka türlü artık.Sen gittiğinden beri bende değiştim.
Çokşey öğrendim çok şey unuttum.
Bir bu yeri unutmadım ve o güneş batışını...
Sen şimdi kimbilir neredeysen belki hayata yeniden başlamak cesaretini bulabilmişsindir,
yeni bir hayatın içinde kalablığa karışıp gitmişsindir.
Zaman geçiyor.Sonsuzda bir yerde tüm eski tadların buluştuğu bir yer vardır mutlaka!
Orada görüşene dek;
Yalnızım uçurum kıyısında
Hayat ve ölüm arasında
Tüm hayatım akıp geçiyor
Ayaklarımın altında
Daha kaç vücut gerekli
Benim seni unutmama
Ve hüzünlü güzel martılar
Rüzgara çarpıp çarpıp
Gelip doluyorlar kalbime
Kimbilir kaç saat olmuştu bilmiyorum.
Arabanın içinde bir deniz manzarasına çakılı gözlerim ve kulağımda aynı melodi;
Senden önce senden sonra...
Kim ne derse desin bu hüznü tek başıma karşılayamazdım.
İyi ki varsın be Teoman iyiki varsın ve bu şarkıları yazmışsın.
Gri bir gökyüzü,bol köpüklü dalgalar ve elbette martılar...
İnsan birşeyle çok zaman geçirmeden bilemiyor onun ne olduğunu.
Misal arabam!
Hergün en az 4 defa bindiğim bu araba bu güne dek bana hiç bunları anlatmamıştı.
Meğer ne kadarda sen kokuyormuş bu araba.
Torpidoda güneş gözlüğün,yanında ıslak mendil,bir şişe tonik,kapının yanındaki gözde sevdiğin bir dergi.
Beraber geçirilen onca zamanın ardından bunlar yadigar kalmış.
Mekanlar ve insanlar ölümlü zamansa ölümsüz demiştin bir keresinde.
Ben tam bir güneş batışını resimliyordum.Makineyi bıraktım bir yana gözlerine baktım.
Sahi bu sevimli kız,bu muhteşem tebessüm ve gün batımında bu enfes manzara sahiden
ölümlümü diye geçirdim aklımdan.Güneş kimbilir kaç kez doğmuştu ve yine kaç kez batmıştı.
Hİç düşünmemiştim?
Biliyordum güneş hergün doğacak ve batacaktı!İdrak ediyordum ilk defa!
O an bir daha olmayacaktı.Güneşin üstüne doğduğu deniz yarın aynı deniz olmayacaktı!
Yarın bu manzarayı aynen kurgulasam bile ben aynı ben olmayacaktım.
Ve sen aynı şeyleri söylesen bile aynı sen olmayacaktın!
Zaman hep yeni şeyler öğretecek ve bizler zamanın içinde yürüdükçe her an bir başka
kişi olacaktık.
Yanyana bile olsak başkası olacaktık!
İşte belki bu yüzden fotoğrafı bıraktım.Artık hiç fotoğraf çekmiyorum.
Mademki değişecek herşey neden değişmez bir fotoğraf karesine saklamalı herşeyi.
Herşey değişiyor;insanlar mekanlar aşklar özlemekler herşey!
Herşey başka türlü artık.Sen gittiğinden beri bende değiştim.
Çokşey öğrendim çok şey unuttum.
Bir bu yeri unutmadım ve o güneş batışını...
Sen şimdi kimbilir neredeysen belki hayata yeniden başlamak cesaretini bulabilmişsindir,
yeni bir hayatın içinde kalablığa karışıp gitmişsindir.
Zaman geçiyor.Sonsuzda bir yerde tüm eski tadların buluştuğu bir yer vardır mutlaka!
Orada görüşene dek;
Yalnızım uçurum kıyısında
Hayat ve ölüm arasında
Tüm hayatım akıp geçiyor
Ayaklarımın altında
Daha kaç vücut gerekli
Benim seni unutmama
Kaydol:
Yorumlar (Atom)