Menekşelendi sular...

24 Eylül 2008 Çarşamba

2012 de dünyanın sonu gelecekmiş.miş miş.
Marduk görünecek diyorlar.
Sümerler 2012 demiş.miş miş.
Maya takvimide 2012 yi işaret etmekteymiş.miş miş.
Dahada ileri giden bazı kahinler gün ay saat vermiş.miş miş.
Ne kadar garipiz değilmi?
Bütün dünyanın hatta tüm alemin batış tarihi üzerine yapılan haberler ve spekülasyonlar ilgimizi hemende çekiveriyor. Birden kulak kesiliyor haberleri yorumluyoruz.Ya gülüp geçiyoruz yada ciddiye alıyor düşünüyoruz.Kendimizi sonsuz zannediyor,kıyametin kopmasından endişe ediyoruz.
Halbuki sonluyuz biz.
Doğduk,büyüdük,yaşıyoruz ve öleceğiz...
Ne kadar iyi yaşadık,nasıl yaşadık.Bu hayat denilen zaman süresince iyilik ve doğruluk adına
neler yaptık.Gerçekleştirmeyi bir yana bırakalım iyilik ve doğruluk adına nasıl niyetlerimiz var.Çocuklarımıza doğru ol dürüst ol derken biz ne kadar doğruyuz ne kadar dürüst bir hayatımız var.
Başarılar ve başarısızlıkların çetelesinin tutulduğu bir ömür tahtasına mı sahibiz yoksa
iyili ve doğruluk adına yürünen bir yol mu bizimkisi?
En son ne zaman yalan söylediniz?
Gerçekleştiremeyeceğinizi bile bile en son ne vaadettiniz sizi sevenlere?
Yalan bulaşmayan kaç cümle kurdunuz bugün?
Ne kadar gerçeksiniz?Yoksa bir yalanmı yaşadınız kimseye hatta kendinize bile farkettirmeden?
Bahanelere sığınmadan gerekçelerle perdelemeden bu sorulara ne kadar hızlı ve gerçek
cevaplar verebildiniz.
Herşey yalan olsa da belki dürüstsünüzdür.En azından kendinize karşı...
Hayat aslında ne kadar güzelmiş miş miş miş...

22 Eylül 2008 Pazartesi

Keşke


Sabah uyansam,traşımı olsam.Kahvaltıdan sonra ellerim cebimde, bütün kent gri bir koşturmaca içindeyken, ben inadına bir çınaraltı sakinliğinde çayımı içsem, gazete okusam.

Hiçbirşey umurumda olmasa.Ne faturalar ne kalp ağrıları nede hayatın ufak telaşları.

Bir çınar yaprağı düşerken yere bende kalksam masadan kuru bir çınar yaprağı hüznünü kalbime alıp,ellerim cebimde ıslıkla bir şarkı çalsam.


Keşke bir sabah bunu yapabilsem.Ama biliyorumki olmayacak.Hayatın o müthiş dişilileri dönmeye devam ederken vakit yok küçük zaman hovardalıklarına...

Yine her sabah uyanacağız,yine trafiğe karışacağız.Kahvaltı mı oda ne? Yoldan alınan bir iki poaça, şanslıysak sıcak bir simit.Telaş içinde bütün gün yere düşmemek için koştururken bileceğizki; bir çınaraltı kahvehanesinde bir çınar yaprağı yere düşecek ve yere düştüğü için hiç gocunmayacak.Belki biraz hüzünlenecek aklında baharın ve yazın masmavi gökyüzü günleri,toprak olana dek savrulacak savrulacak gidecek....

18 Eylül 2008 Perşembe

HATIRLANMAK

İnsan bazen eskiyi özlüyor.Ve zaman büyük bir hızla ilerlerken herşey unutuluyor.Bütün unutulmuşluklar arasında hatırlanmak hayatın en güzel rengi olsa gerek.Uzun zaman olmuştu.Ne bir mikrofondan sesim duyuluyor nede sevenlerimle görüşemiyordum.
Geçtğimiz hafta mail kutuma güzel sözlerle dolu bir mesaj düşüverdi.sevenlerimle bir gece ve şiir sohbeti dileğiydi bu.2 senedir uzak olduğum sıcacık yürekli insanlarla hasret gidermek için sunulan bu daveti reddedemezdim.
2 sene önce kalbi kırık,mutsuz bir şair olarak mikrofona veda etmiştim.
Ve hatırlanmak ne kadar güzel bir histi şimdi...
Dost bir mekanda beraberce yenen leziz bir iftar yemeği ardından kahvelerimizi yudumlarken o pırıl pırıl yürekli insanlarla şiir konuştuk,şiir okuduk. Özelikle iki dostun sesinden bana ait mısraları duymak çok hoşuma gitti. Güzel tebessümlü kadın Aylin hanım ve eşi Orhan bey geceye renk kattılar.
Bir daha böyle bir gece olurmu,olursa iştirak edermiyim bilmiyorum.
O gece sohbet kısmında başarı nedir konusunu tartıştık.Sağolsun bazı dostlar beni başarılı bir şair ve şiir yorumcusu ilan ettiler.Bu güzel iltifatın abartılı bir iltifat olduğunun farkında olarak bir başarı tarifi yaptım.

Sizler katılacakmısınız bilmiyorum ve yorumlarınızı bekliyorum.

--Ben başarılı bir şair değilim.sadece bir şairim ve yazdıklarım bir dönem beğenildi.Zevkle okunduğu ve dinlenildiğini zannederim.bundan 40-50 yıl sonra bir ilköğretim kitabında bir şiirim yayınlanır ve o zamanın öğretmeni sınıfa döner ve şair burada ne demek istemiş diye sorarsa;İşte o gün ben başarılı bir şair olurum...

5 Eylül 2008 Cuma

Senden önce senden sonra

Bu çığlık çığlığa dalgalar
Ve hüzünlü güzel martılar
Rüzgara çarpıp çarpıp
Gelip doluyorlar kalbime
Kimbilir kaç saat olmuştu bilmiyorum.
Arabanın içinde bir deniz manzarasına çakılı gözlerim ve kulağımda aynı melodi;
Senden önce senden sonra...
Kim ne derse desin bu hüznü tek başıma karşılayamazdım.
İyi ki varsın be Teoman iyiki varsın ve bu şarkıları yazmışsın.
Gri bir gökyüzü,bol köpüklü dalgalar ve elbette martılar...
İnsan birşeyle çok zaman geçirmeden bilemiyor onun ne olduğunu.
Misal arabam!
Hergün en az 4 defa bindiğim bu araba bu güne dek bana hiç bunları anlatmamıştı.
Meğer ne kadarda sen kokuyormuş bu araba.
Torpidoda güneş gözlüğün,yanında ıslak mendil,bir şişe tonik,kapının yanındaki gözde sevdiğin bir dergi.
Beraber geçirilen onca zamanın ardından bunlar yadigar kalmış.
Mekanlar ve insanlar ölümlü zamansa ölümsüz demiştin bir keresinde.
Ben tam bir güneş batışını resimliyordum.Makineyi bıraktım bir yana gözlerine baktım.
Sahi bu sevimli kız,bu muhteşem tebessüm ve gün batımında bu enfes manzara sahiden
ölümlümü diye geçirdim aklımdan.Güneş kimbilir kaç kez doğmuştu ve yine kaç kez batmıştı.
Hİç düşünmemiştim?
Biliyordum güneş hergün doğacak ve batacaktı!İdrak ediyordum ilk defa!
O an bir daha olmayacaktı.Güneşin üstüne doğduğu deniz yarın aynı deniz olmayacaktı!
Yarın bu manzarayı aynen kurgulasam bile ben aynı ben olmayacaktım.
Ve sen aynı şeyleri söylesen bile aynı sen olmayacaktın!
Zaman hep yeni şeyler öğretecek ve bizler zamanın içinde yürüdükçe her an bir başka
kişi olacaktık.
Yanyana bile olsak başkası olacaktık!
İşte belki bu yüzden fotoğrafı bıraktım.Artık hiç fotoğraf çekmiyorum.
Mademki değişecek herşey neden değişmez bir fotoğraf karesine saklamalı herşeyi.
Herşey değişiyor;insanlar mekanlar aşklar özlemekler herşey!
Herşey başka türlü artık.Sen gittiğinden beri bende değiştim.
Çokşey öğrendim çok şey unuttum.
Bir bu yeri unutmadım ve o güneş batışını...
Sen şimdi kimbilir neredeysen belki hayata yeniden başlamak cesaretini bulabilmişsindir,
yeni bir hayatın içinde kalablığa karışıp gitmişsindir.
Zaman geçiyor.Sonsuzda bir yerde tüm eski tadların buluştuğu bir yer vardır mutlaka!
Orada görüşene dek;
Yalnızım uçurum kıyısında
Hayat ve ölüm arasında
Tüm hayatım akıp geçiyor
Ayaklarımın altında
Daha kaç vücut gerekli
Benim seni unutmama

22 Mayıs 2008 Perşembe

Yaşamadıklarımız hayallerimizde yaşananlar

Deniz kenarında bir ev hatırlarım bazen,hiç yaşamadığım bir hayattan ayrıntı.Kocaman pencerelerinden bir ekim soğuğu süzlür içeri.Bir koltuk denizi seyreder günboyu ben diğer koltuklarla o koltuk arasından koştururum bir çocuk neşesiyle.Bzaen yorulur otururum o koltuğa pencereden uzaklara bakarım.O sessiz soğuk odanın içinde bazen uyku bulur beni.Bir akşamüstü uyuyakalırım,gecenin anlamsız bir saatinde uyanmak üzere.Dalga seslerimi,rüzgar uğultusumu yoksa sadece karanlıkmı bilinmez bir korku biner yüreğimin şoför koltuğuna.Yine uyku yine sabah.Masmavi gözleriyle deniz selamlar beni.Bir demli çay kokusu dolar odanın içine,sürüklenir sımsıcak yataktan serin bir sabah kahvaltısına uyanırım.Bilinmez belki yaşamışımdır ben bunları.Ama hiç deniz kıyısnda evimiz olmadı ki bizim ben küçükken.Bazen yaşamadıklarımızıda özleriz.Yoksa özlemezmiyiz.Sınırlarmıyız yaşadıklarımızla hayatımızı....

28 Nisan 2008 Pazartesi

Felek

Birgün herşey bittiğinde,yani tüm bu koşturma,telaş
Söylenenler,söylenmeyenler ve söylenemeyenler
Geride kalıp maceram sona erdiğinde
İsterdim bir çınar gölgesinde seninle konuşmak.
Bir bardak çay demine gömüp dünün tüm sancılarını,yarınları konuşmak...
-YARIN-
Bizim senle hiç yarınımız olmadı biliyorsun.
Şimdi düşünüyorumda bizim dünümüzde yokmuş.
Biz senle sayılı bir kaç andan başka ortak zamana da yerleşmemişiz.
Ve yine düşünüyorumda sayılı bir kaç anın büyüsü beni böyle sarmışken;
Senle ve senli bir ömür kimbilir ne haz olurdu Bana YARIN
-ISKA-
Sıska bir çocuğun ayaklarını rüzgarıyla titretip gecen bir futbol topu gibi zaman
Savruldu bir yana,savurdu beni öbür yana ve seni ve senli olması muhtemel günleri
Fırlattı attı sonsuzun bilinmezinin ücralarına
Iskaydı işte bariz ıska
Zaman seke seke ayaklarıma geldiğinde hırsla sıktım dişlerimi
Dizlerim daha bir güçlü
Sonra sol bacağım toprağın göğsünde bir mızrak gibi saplanmış
Ve sağ bacağım gerildi arkaya doğru ve abandı en önemli şutuna
Zaman seke seke ayaklarıma doğru uzanmışken
Bir rüzgar
ve
ISKA
-TENHA_
Koşuyordum sokaklar boyu
Koşuyordum caddeler doluyordu insanlarla
Duruyordum soluklanıyordum bakıyordum
Her yer çınar gölgesi,tenhalık
Şırıl şırıl bir çeşme dolusu serinlik
Ve gölge; ruhumun bedenimden yansıması
Tenhaydı işte bütün ömrüm
Üç beş akraba
Bir kaç ahbab
Alışveriş yaptığım esnaf
Selam verdiğim insanlar
Kızdıklarım,affettiklerim
Nefret ettiklerim,sevdiklerim
Bir tenha için epeyi kalabalık
Bir kalabalık için oldukça tenha
Halbuki ben,sen ve benden ibaret bir ömür istiyordum
sadece TENHA
Birgün herşey bittiğinde,yani tüm bu koşturma,telaş
Söylenenler,söylenmeyenler ve söylenemeyenler
Geride kalıp maceram sona erdiğinde
Sen beni çoktan unutmuş
Ben seni özlemekten emekli
Bir çarşı kalabalığında belki kesişir yollarımız
Sen benim yanımdan geçersin;
Kalabalık içinde bir insan.
Ben senin yanımdan geçtiğini bile farketmem;
Kalabalık içinde dalgın bir insan.
Felek böyle geçer benle dalgasını
Ve derki aldım intikamımı.

27 Nisan 2008 Pazar

LİMON




Hayatım yolunda gidiyordu.
Mutluydum,yarından beklentilerim vardı.
Aslında bu beklentiler her sabah uyanmam için tek sebebti.
Kimileri için küçük,kimileri için ulaşılmaz derecede önemli beklentiler...
Ve hayat bana bir LİMON verdi.
Önümde iki seçenek vardı.
Ya bu limonu iki ye bölecek ağzımı yüzümü ekşiterek yiyecektim ,

Yada bir limonata yapacaktım.
İşte hayat budur sana sunulan limonu yeme şeklinle ilgili bir süreç.
Sonunda herkes gerekli vitamini alıyor.
Kimi ağzını yüzünü ekşite ekşite,kimide soğuk bir limonata lezizliğinde...
Hepsi elimizde.
Hepsi bizimle.....