Çok bir şey istememiştim hayattan,hatta bir çok isteğimden de vazgeçmiştim.
O ovayla dağın kesiştiği noktada bir ev,belki küçük şirin bir derenin kıyısında.
Ahşap bir evin gıcırtılı merdivenlerinden tırmanmak üst kata,pencere önünde kah dere sesi ,kah kuş cıvıltıları içinde akşamsütleri çayı içmek ne güzel olurdu.
Belki sabah kahvaltılarında taze ekmek kokusuna eşlik ederdi bahçedeki güllerin kokusu.
Bir dere sesinin şırıltısına dalıp gece boyu,düşlerime dalardım.
Sabah ezanının o eşsiz makamı ovaya yayılırken yatakta doğrulmak -tıpkı küçüklüğümde yaptığım gibi- içten bir dudak kıpırtısıyla Aziz allah,şefaat ya resulullah duasını mırıldanmak.
Ah o çocukluğumuzun masum günleri, giderlerken gidişlerine pek üzülmemiştik.
Hatta gururla büyüdüğümüzü zannetmiştik,ne bilirdik zaman geçtikçe çocuklaşacağımızı.
Dönüp hayata bakıyorumda ne farkımız var şımarık çocuklardan,sürekli talep ediyoruz.
İsteklerimizden uzaklaştıkça mızmızlaşıyor,arzularımıza ulaştıkça keyifleniyoruz.
Daha büyük bir ev,daha yeni bir araba-hatta birde spor araba-,illaki bir yazlık.
Pahalı elbiseler,mücevherler çocukluğumuzdaki şekerlemelrin yerini alıverdi.
Bir akide şekerinin sevinciyle tatmin olurken ruhumuz,şimdi milyonlarca akide şekeri alacak güce eriştiğimizde bile sükun bulmuyor.Sürekli istiyoruz,hiç vermiyoruz...
Lüks evlerde oturabilelim diye canım ormanları kesenler biz değilmiyiz?
Otomobillerimiz su ilemi çalışıyor? Ya havaya bıraktığımız zehirli gazlar?
Sabah traş olurken,diş fırçalarken kentin lağımlarına bıraktığımız temiz su?
O temiz su ki bizler içmeye bile layık görmeden boşuna harcıyorken yeniden temzilenip doğaya dönmesi için ne süreçlerden geçiyor.
Doymuyoruz.
Doymuyoruz!
Doymuyoruz...
Ben bir akide şekeri ile ruhumu avutmaya hazırım.
Eski bir evin yıllarla ve anılarla dolu odalarında ömrümü tamamlamak istiyorum.
Evimde elektrik bile istemiyorum,bıktım televizyonların gürültüsünden.
Belki bir udun dertli göğsünde mızrabımı dinlendiriken unuturum bütün o gürültüyü.
Diyeceksinizki; e hadi yapsana!Madem özlüyorsun kavuşsana öyle bir hayata.
Haklısınız,sonunda yapacağım böyle birşey ama şimdilik imkansız.Çelik kelepçelerle bağlamış hayat bizi şimdiki zamana.Dünün temiz,duru güzelliğine koşmamıza izin vermiyor.
Ama birgün o kelepçelerden kurtulduğunda,gözlerim bilgisayarın donuk ekranı yerine ova üzerinde uçan kuşlara takılacak ve bu yazımı hatırlayacağım.Hiç belli olmaz bir sayfa mektupla anlatırım tüm yaşadıklarımı dostlarıma.
Üzerine posta pulu yapıştırılmış ve elyazısıyla yazılmış bir mektupla..
Sahi en son ne zaman mektup yazmıştık biz?
Menekşelendi sular...
17 Aralık 2008 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
2 yorum:
en son gecen sene mektup yazdım..mektup yazmanın hazzı ve mektup almanın..az sey var bu hazza es deger. cok ıcten cok guzel bır yazı olmus..
tesekkurler..
Resmi evraklar,banka ekstreleri, promosyon tanıtım mektupları da olmasa postacılar işsiz,posta kutuları atıl olacak.
Elektronik mektuplarda güzel ama insan aynı tadı alamıyor.
mektup herşeyden önce,onu size yollayandan bir parça taşıyor,
emek,koku,kişisel yazı
ve en güzeli düşünülmüş olmak ve bu konuda birisinin size birşeyler hazırlaması gibi
çenem düştü yine:):):)
yorum için teşekkürler.
Bazen düşünüyorumda sizin dışınızda okuyanda yok sanırım blogu.
Bu gidişle yakında blogu kapatıp direk maille size ulaşabilirim:D:D:D
Yorum Gönder